Dear Kobe
Sevgili Kobe
Bu yazıyı yazdığım esnada
Kobe’nin vefatının üzerinden 2 gün geçmiş kafamdakileri ancak toparlayabiliyorum. Ben sporcu kişiliği dışında sadece insan
kimliğiyle bana neler hissettirdiğini anlatmak istiyorum.
Bizim sıradan hayatlarımızda sıradanlığın
üzerine çıkan insanlara sık sık rastlarız; sporda, bilimde, askerlikte veya politik alanda.
Ama sıradanlık üzerine çıkmakta bile kendi çıtasını koyan insanlara pek
rastlamayız hele arka arkaya iki jenerasyonda da böyle iki adam görmek büyük
şans oldu. Ben aklımın erip basketbol maçlarını izlemeye başladığım vakit bu
sıradanlık üzerine çıkmış hatta çıtayı arşa değdiren bir adam vardı MJ.
Sonrasında onun kadar yeteneklisi gelebilir ama bu mentalite kolay kolay gelmez
diyordum. Biz sıradan 8-5 insanlarının anlayamayacağı şeyleri hayatına katmış
kendini geliştirmekle kafayı bozmuş bir mentalite… Zaman algısı yorgunluk
algısı kapalı bu sadece sevdiğin işi yapmakla ilgili değil gerçekten sevdiğin
işte de yorulursun ve bir es verirsin. Bu başka bir şeydi. Tam Michael Jordan
manyaklığını özümsemişken ardından Kobe diye bir deli çıktı ortaya liseden direkt
drafta girmiş orleans’dan lakers’a transfer olmuş ki her zaman Jerry ‘nin bir
bildiği vardır. Bu adamı klasik kelimelerle ifade edemeyeceğim çünkü
saygısızlık. Onu bir hattorihanzo kılıcına benzetiyorum önceleri keskinliğini
yeterli bulmuyordu ve direkt olarak keskinleşmeye çalıştı sonrasında ağırlık
dengesinden memnun değildi ve savaşırken ona güç kaybettiriyordu ağırlığını
azalttı ve en sonunda savaşçının tuttuğu kabzada ki kakma detayları ile olaya
bir sanat kattı ve o demiri bile ikiye bölen kılıç haline geldi. Bunu yaparken
ne kadar histerik ve obsesif olduğunu zaten biliyoruz. Normal bir insan her
zaman sınırlarının ve korkularının farkındadır ve bu onu zaten hayatta tutan
temel genetik miraslardan biridir. Ama Kobe hayatta kalma içgüdülerinin kapılarını
kırarak içeri girdi ve oradaki gizli hazineyi keşfetti. Muhtemelen orada
korkusuzluk muhtemelen orada ölümüne çalışkanlık ve muhtemelen iç disiplinle
bir sanatçı dokunuşu buldu. İncelenmesi
gereken bir zihne sahipti yaptığı her sayının bir sanat eseri kadar güzel
oluşundan öte bu sanat eserini bizim gözlerimize sunana dek çektiği meşakkat
çok ama çok acayipti. Ve öyle ki kendi ile birlikte oyunu da daha ileri taşıdı.
Dün akşam 3 aylık olan oğluma eğer bir gün
basketbola ilgi duyar da ona Kobe’yi anlatmak zorunda kalırsam “çok erken vefat
etti” demek zorunda kalacağım diye düşündüm içim burkuldu. Nasıl bu kadar
sirayet etmiş hayatlarımıza nasıl seven, sevmeyen herkesin saygısını kazanmış
ki bunu saygı kazanmak için de yapmamış. Yani öyle ki muhtemelen hücum
silahlarını dünyanın en iyi ligindeki en elit savunmacıların yapabileceği
maksimum savunma üzerine kurguladığını düşünüyorsunuz fakat ben öyle
düşünmüyorum. Bence o hücumunu dünyanın en güçlü savunmacısı üzerine kurguladı.
Kendinin … Onun bulunduğu noktaya zihnen çıkabilen bir oyuncuya sık
rastlanmadığını bildiği için kendisi ile çalıştı. Kimseye ne yapıyorlar diye
göz ucuyla dahi bakmadan sadece ileri ve sadece daha yukarı baktı ve baktığı
yere de ulaştı. Kobe benim için gerçekten bir kahraman gözlerin alev çıkmıyor
ya da uçamıyor nesneleri telekinezi ile hareket ettiremiyor olabilir. Zaten
olayda bütün bunları yapmadan milyonların gönlüne girebilmek değil mi ?


Yorumlar